14.11.10

ev :D

eve döndüm. her şey süper, internet de var. AMA STARBUCKS YOK ABİ YAKINLARDA, eksikliğini çok hissediyorum. Hadi dün cafe loungeda chocolate frappe içtim çok şeetmedim de, pazar günleri bu saatlerde bünyem white chocolate mocha istiyo bariz bir şekilde. ege park yolu gözüktü bana. starbucks beşiktaş, kalbimdesin<3

11.11.10

fairy tail-code geass: lotr

Fairy Tail'e başladım geçen hafta. Dün de okulun internetinin hızı aklımı çeldi 17 bölüm indirdim, oturdum okudum evde. Güzel seri, mageler, spelller, hoş ve karizmatik hatunlar falan (Mirajane-sama, Erza-sama :D). Ama tabiki de bunlar benim Natsu'dan Naruto aurası aldığım gerçeğini değiştirmez ya da Lucy'nin vücut oranlarını Nami'ninkine benzettiğim gerçeğini. Happy'den de pek hoşlanmadım, yani genel manada protogonistleri geçtim. Fairy Tail guildinin en sevdiğim üç elemanı: Mirajane-sama, Erza the Titanian ve Gray (the Exhibitionist :D).

(Bu arada yazdıklarımı okuyunca hatunlardan çok bahsetmişim ama manga okurken sadece hatunlara dikkat ediyorum, tabii yaoi okumuyosam ya da shounen-ai :D)

Ama şimdi gel de hatunlara dikkat etme. Code Geass: Lelouch of the Rebellion daha yeni başladığım ancak etrafta "Liloooyyyyççç" ya da "Kellııın" diye dolaşmama sebep olmakta. Evet abi, ben Code Geass'daki bütün hatunlara hastayım. Milly olsun, Kallen olsun, Euphemia olsun... Daha şimdilik bu kadarlar ama emininm gelecek on yüz bin milyon bölümde sayıları artacak :D

I like Kallen-style girls. Masküler hatun stilini seviyorum. Hep öyle olmak istemişimdir ama olmuyo işte, anime karakteri olunca güzel o iş. Erza, Kallen, Jo, Temari... Kız masküler, erkek feminenken iyi. Ukeler iyi. I like uke. Do you know uke?

9.11.10

i go pop :D

tracklistinge baktıkça aptal aptal sırıtmaktan alamıyorum kendimi. 

album crisis

Yahu alternative2punk'ı şöyle bir ziyaret ettim, iki aylık uploadlara bir baktım. Gözüm korktu ya. Hangi birini hangi ara indiricem? Albüm mü indireyim anime mi? Anime indirirsem ne indireyim? Albüm indirirsem hangilerini önce indireyim? Kronolojik sırayla mı gideyim yoksa zevklerimi mi takip edeyim? Napsam napsam?

8.11.10

starbucks abi part 2.

Her allahın günü burdayım, ki bir aydan fazla bir süre demek bu. Cafe Latte bardağımın üstünde Sima Hn. yazıyo. İsyan ediyorum artık. Olmamış.

7.11.10

starbucks abi.

Saatlerdir Starbucks'ta oturmuş ceviz üzerinde çalışıyoruz Seray'la. Çalışma dediğim de, önce Seray'ın normalden ufak SD kartını benim laptopa sokup çıkaramamanın verdiği yaratıcılıkla uçlu kalemleri chopsticks misali kullanarak çıkadım. Akabindae Seray'ın SD kartı kendi laptopuna da olmadı. Olmadı yani.Ha bi de hala SD kartının ufak olmadığını idda ediyo bak. 
                                                  
             bu da günün anlam ve önemi olan ceviz işte.

6.11.10

lavabo tıkacı

Itachi Keskin.
Ceren'in kedisi mutfak fetişisti bildiğin. Abi bu ne ya?

olmamış abi.

2 gündür o kadar çok olmamış dedik ki, cidden hiç bişey olmamış gibime gelmeye başladı. Olmamış cidden hiç bişey, uykusuzluktan başka hiç bi kazancım da yok zaten. Olmamış abi.
Ama alçı maketim oldu lan. O oldu bak.

16.10.10

en duygulusundan bir "yeter"

Bir ay bile olmadı okul açılalı ama resmenbıktım."İki milimden nolcak salla gitsin" zamanlarından, "Lanet olsun, yarım milim kaymış" zamanlarına yaptığım süpersonik geçişin bende yarattığı baş ağrısı, mide bulanıtısı ve uykulu uykusuzluğa el titremelerim eklenince bıkmışlık kendini göstermeye başladı iyice. Anneme de şikayetlendim bugün, dün de babama şikayetlenmiştim. Napabilirlerse artık.

En rahat anlarım anime izlediğim anlarım. K-On ya da Keion mesela. İzlememek için inat ettiğim aylar sonucu bir sıkıntıyla başlayıp elimdeki bölümleri yutarcasına izlediğim bir anime. Hastasıyım Akiyama Mio'nun ben. Yui'nin yemek yeme alışkanlığında kendimi buluyorum bir de. 

Üstü vişne jöleli muhallebi yedim. Yemek de pek güzeldi. Koltuk da rahat. Bugünlük keyif süper. Ya yarın? Dane nedir ya, dane!? Biri bana mimari tasarıma giriş adlı dersle bir daneyi bağdaştırsın. Bunu da beğenmeyecekler zaten. Niye bijoloji yazmadım diye soruyorum kendime veya işletme veya filoloji. Yata yata okurdum. Böyle işte bu, üçüncü haftasından gıcık olduğum bir meslekle ömür geçiricem. Esra Erol'a gitmeli. Yakın da ha aslında... Gitsem mi?

4.8.10

USB Aşkı

Yahu ben bu USB teknolojisini pek seviyorum ki, 3.0'ı da artık bilgisayarlarda yerini aldı, tadından yenmez oldu. Ha bi de bizim Zamzung marka 3 ayda 4 kere servise giderek beni servis elemanlarıyla kanlı bıçaklı düşman haline getiren DVD player var ki en ve tek iyi özelliği USB Host Play.

Geçmişte genel olarak müzik dinlemek amaçı kullandığım bu özellik artık 25GB'lık bir USB yığınıyla anime izlerken hostluk yapıyor.

-Televizyonda Naruto bir başka oluyor-
Yayılıyorum koltuğa, elimde kumanda, Genshiken senin Naruto benim; Lovely Complex, Elfen Lied, Blood+ bıdı bıdı da sizin izliyorum bütün gün.

-Ama keşke anneme söylemeseydim...-
Anneme bu bizim it DVD playerin kozmik USB Host Playini söylediğim gün, 4GB'lık bir USB ile başıma dikildi. Melihat Gülses'miş(diğerlerinin yanında çok çıkıntı kalacak hatun), Enrico Macias'mış, Julio Iglesias'mış, Elvis'miş, Frank Sinatra'ymış indirtti. Ha şimdi boş olduğu zaman evde 5 hoperlör destekli bir kopuş yaşıyor. Melihat Teyze sağolsun, söylediği bütün Türk Sanat Musikisi eserlerini ezberledim. Ezberledim de, sor bi anlıyor musun tek bir kelime diye... Sor hadi...

8.7.10

Pirzola

Bu blogdaki piknik konulu 2 yazıyı okuyunca şahsımın bacak kadar veletlikten kalan birkaç yiyecek macerasını hatırladım ki zaten bendeniz etrafımda yemek kültürüne ve mideme olan bağlılığımla bilinirim.

Efendim, seneyi tam olarak hatırlayamıyorum fakat validem ve pederimden aldığım rivayetlere göre bendeniz 3-4 yaşlarındayken pederle ben arabayla Adana'ya gidiyoruz. Niye gittiğimiz mukadderat lakin dönüşte babamın çok eski bir arkadaşıyla dönüyoruz. Dönerken de Adana çıkışındaki Pozantı denilen yerde pirzola yiyeceğimiz tutuyor ki bendeniz pirzolayı etten saymam, çerezdir o. Bi başladım mı öküz gibi yerim. Demekki çocukluktan gelme bişey bu, çünkü pederciğim bir dağ restoranında gecenin bir vakti durup bana "Aç mısın?" diye sormuş, ben de "I-ıh, yemicem" gibisinden bir tepki vermiş olmalıyım ki babam ortaya söyledi pirzolayı böyle yiyolar onlar. Ben de aldım bi tane başladım kemirmeye. Sonrasını hatırlamıyorum. (Genel olarak olayı hatırlamıyorum zaten sadece pirzola yediğim kısmı mevcut hafızamda.) Restoranda oturduğumuz yer vadi kıyısındaymış, rivayetlere göre de bendeniz 1,5 kilo pirzolanın kemiğini o vadiye atmışım.

Seviyorum bu hatırayı, pirzolayı da. Olsa da yesek la...

6.6.10

Peh.

Bi arkadaşıma ağzımdan blogum olduğunu kaçırdım. Normalde söylemiyorum kimseye, yazıyorum ama kimse okumasın istiyorum. Saçma salak bişey çünkü, gereksizlik tamamen. Ama parmaklarıma hakim olamadığımdan dolayı yazıyorum.
İşte kaçırdım ağzımdan, bastı azarı niye söylemedin blogun olduğunu dedi. Arar bulurum, kendi rızanla söyle dedi. Hayır ne sanıyosa artık blogumu...

Attack Attack!'in yeni albümüyle hayatıma yeni bir kop kop müziği daha girmiş bulunmakta. Shut Your Mouth, Deniz'le hala o albüme nasıl girdiğini anlamadığımız screamsız parça, daha önceden de dinlediğimiz Sexual Man Chocolate da gayet fantazik bir parça olarak karşımıza çıkmaktalar.

Lady Gaga Covers'ın ikinci versiyonu da çıkmış, various artistlerimiz ise muhteşem diyemeyeceğim çünkü aralarında 30 Seconds to Mars en bilindik grup olarak karşımıza çıkıyor, diğer gruplar ise ballroom band aşamasında.

MCMB'nin yeni şarkısı Lost Boy baya bir sarıyor adamı. Sarmasa ayıp zaten.

Bu arada, lütfen birisi Marilyn Manson'a dur desin, Eminem'le düet yapmış şimdide, öyle duydum!?

24.4.10

Yok artık...

1. aşamayı da geçtik, ne yaptım ne yapamadım bilmiyorum ama geçtim mi geçtim. Şimdi sıra 2. aşamada, ki zurna-zırt ilişkisi benim LYS ile olan ilişimle aynı. Bu kadar kısa ve z olarak olayı açıkladım, bu zırvayı bırakıyorum.

Aaron Gillespie, Underoath'dan ayrılmış. The Almost'la devam edicek yoluna sanırım ama The Almost vs. Underoath yaparsak tabiki de The Almost(-), Underoath(+). Spee, bebeğim, senden çok şey bekliyorum, hadi Aaron'a kapak yapalım.

Mezun olmak ne zor işmiş. Elbise seç, ayakkabı seç, aksesuar seç. Yemekten sonra eğlenceye gidilcek yeri seç. Amaaan.

Sanırım Kubo-sensei biz Bleach severleri çıldırtmak istiyo. Hem chapterlar çok kısa, hem de en heyecanlı yerinde kesiyo. Urahara geldi şimdi, ki bu zat benim en sevdiğim karakterdir. Bundan mütevellit bir dahaki cumaya kadar kalp spazmı bekliyorum.

Yazacak bişeyim yokmuş, zırvaladım yine. I'm off.

P.S. Beyine dışarıdan yükleme yapılamıyo hala değil mi, hani popping dance falan.

11.1.10

Tee heee... (:

Yazdıklarımı facebookda okuyan varmış, iyi mi?

Bugün YGS başvuru formlarının geldiğini duyurdular. A yok artık, vazgeçim ben başvurmucam. Şöyle bi bikaç yıl daha bi gelsin hele. Anca.

Sarı bi laptop desteği aldım, pek sevgili İsveçli dostumuz Ikea'dan. Çok sevdim keratayı, pek kullanışlı.

Sömestra az kaldı. Hızlandırmaya da. Amaaan.

Andaç fotoğrafları da çekildi. Ne mal olduğunu anlamadım valla, güzel de değildi çirkin de. Çirkin çıksaydı da ağlasaydım, 4 yıl boyunca, ağlamadan andaç fotoğrafı çektirmek için mi okudum ben!?(!)

Ikea'dan iki tane de fare aldım. Peluş. Biri gri biri beyaz. Gri olan Hüdaverdi, beyaz olan Tanrıverdi. Hepsi aynı yaratandan. Endonezya'da yaratmış onları yaratan.

formspring.me

Ask me anything! http://formspring.me/ZiBug

30.12.09

Müzik üzerine.

Yeni fark ettim, yazdıklarım Facebook'da not olarak görüküyomuş. Okuyan var mıdır lan?
Okuyan el kaldırsın.
Neyse. Müzik üzerine dedim, nerden esti? MySpace'den Sonic adında bi gruptan esti. İzmirli bi grupmuş, eklemişler, kabul ettim, 2-3 şarkıları vardı dinledim. Ritmler hoş, screamlar iyi, kayıtlar vasat ama yaptıkları müzik de vasat. Yani benim için vasat.
Ama neden vasat. Çünkü ben Türk işi, el dokuma bi A Skylit Drive ya da bi Oceana ya da bi Alexisonfire arıyorum da ondan. Hadi, Escape the Fate bile olur. (Hoş ETF'ye benzeyen buldm bi kaç tane ama, MySpace sağolsun...)
Türkçe dinlemiyosun, anlıyosun onları ne dediklerini hava yapıyosun için diye kırk kat laf sayan arkadaşlarım var. Dİnlemem dinlemem kardeşim, Türk gruplar da benim sevdiğim gibi müzik yapsınlar dinleyeyim...
Hayır sen anlamıyosan onları, o da senin eksiğin, havaysa da yaptığım, yaparım.
Ama hakkını yememek lazım şimdi, Pickpocket çok sağlam, dinlediğimde herşeyin yerine oturduğu bi grup. Nimet gibi resmen.

Ah neler istiyorum yapayım, ama yetenek yok. Yok valla. Ses yok, görüntü yok, onların açığını kapatacak başka bi alternatif de yok. Benden cacık olmaz müzik için. Olsa olsa kalas olur. Odun olur. Kütük olur. O derece umutsuz yani, ağaç bile değil, odun odun...

29.12.09

R.I.P., The Rev.

28 Aralık 2009
Avenged Sevenfold'un bateristi James Owen "The Rev" Sullivan, yatağında ölü olarak bulundu.

Evet, ağlama faslına geçiyoruz.
Lan daha 5. albüm vardı!
Lan daha 2010'a girecektik!
Lan sen evlisin, grubun var, çocuğun yok ama kıyamet kadar fanın var, nereye ölüyo, niye ölüyon, mayyynaaaak!!!!(ölünün arkasına sövdüm, torpak bana gel gel yapıyo.)


İşin şakası, gerçekten çok üzüldüm. En sevdiğim grubun bateristiydi, bildiğim en iyi bateristlerdendi ve duyduğum iyi seslerden biriydi aynı zamanda. Adaletsiz geliyo.
Elvis Presley'in ölümü anneme nasıl adaletsiz gelyosa, şu an The Rev'in ölümü de bana o kadar adaletsiz geliyo.(Hoş Elvis kendi kaşındı, ama neyse, öldü sonuçta)

Umarım acı çekmeden ölmüştür. Ölmek yeterince acı verici olmalı zaten.
R.I.P., you'll be fine wherever you are.

Yok beyaz leblebi gibisi.

Vallaha yok. En zor zamanımda, en aç anımda, sıcacık bir tencere yemeği şefkatiyle ağzımı dolduran ve yerken çıkan katır kutur sesleri ritm haline getirip eğlendiğim beyaz leblebi gibisi yok.
Niye beyaz leblebi şimdi? Ne biliyim, en yakınımda o var diye.
Ya aslında ben, kendi kendime niye yazıyosun sorusunu sormak için yazıyorum, yazarken belki bi cevap bulurum diye. Okuyanın yok anacım senin, tüm blogları sen yazsan ne çıkar? Bi twitbuddy'in bile yok. (bi kedim bile yok gibisinden bi şarkı mı vardı ne?)
Anam, şeytan dürttü. Aklıma bişey geldi. Günün birinde ya ünlü olursam? Haaa, işte bak geleceğe yatırım bu blog...
O zaman Oceana dinleyelim kendimize gelelim, Brennan'a sevgilerle, her nerede söylüyor ve söyletiyorsa.

28.12.09

Paranoid Zibandroid.

Bir arkadaşımın ablasının blogunda(of ne isim tamlaması oldu be!) gördüm bu testi, yapayım dedim, yapmaz olaydım, en azından paranoyaklığımın farkında olmayacaktım.
Ama neyse, yaptık bi kere...
Disorder | Rating
Paranoid: Very High
Schizoid: Low
Schizotypal: High
Antisocial: Moderate
Borderline: Low
Histrionic: Low
Narcissistic: High
Avoidant: Low
Dependent: Low
Obsessive-Compulsive: Moderate
  • URL of the test
  • 26.12.09

    Funeral Blues

    Stop all the clocks, cut off the telephone,
    Prevent the dog from barking with a juicy bone,
    Silence the pianos and with muffled drum
    Bring out the coffin, let the mourners come.

    Let aeroplanes circle moaning overhead
    Scribbling on the sky the message “He Is Dead”,
    Put crepe bows round the white necks of the public doves,
    Let the traffic policemen wear black cotton gloves.

    He was my North, my South, my East and West,
    My working week and my Sunday rest,
    My noon, my midnight, my talk, my song;
    I thought that love would last for ever: I was wrong.

    The stars are not wanted now: put out every one;
    Pack up the moon and dismantle the sun;
    Pour away the ocean and sweep up the wood.
    For nothing now can ever come to any good.