16.12.10

fütüristik şeyler

Yarınki bina bilgisi dersi için hazırlamam gereken bir katalog var. Hoş geçen hafta hazırlamıştım ama ve lakin tamamı Ikea kataloğundan biçilerek hazırlanmış 3 poşet dosyalık kataloğumu -yatak odası, mutfak gibi bölümlere şık bir şekilde ayırmama rağmen- çok "simple" bulan sevgili doçent hanım bu hafta daha geliştirilmiş ve yenilemiş biçimde istedi dosyayı.
Bunun üzerine yazdım google imagesa "futurist furnitures", bastım searche.
İmana geldim. (Bakınız: hemen alttaki üç resim)
                           




Sonra da bu merdivenin dünyanın en iyi fikri olabileceğine karar verdim falan. 

Kissu, adiosu.

8.12.10

I will never lie to you.

I will never lie to you, I will never say "I'll be back shortly" and go away for minutes/hours/days/months/years/decades/centuries...

Seray'la güzel bir gün.
Do you know "kör itin öldüğü yer"? It's santralistanbul.
Noodle iyiydi.
Söylediğimiz aptal şarkılar da iyiydi. Azıcık ucundan versen. Nırınım nırınım.
 E şimdi. When I grow up, I'll be stable. 
Stabil olmak. Mesh stabil bir materyal olabilir, örgüsüne bağlı. Ama tamamen stabil olsun istiyosak yapısı daha sıkı şeylere yönelmeli, bulabilirsek çelik halat.
MDF, sunta, kontrplak.
Sunta daha sağlam ama biz Türkler MDFyi daha sağlam sanıyor ve bütün ıslak zemin sabit donatılarında kullanıyoruz. Buna dur demeli.
Together we can take the world apart. 
Vişneli K-Bar güzel.  
Garbage güzel. 
Kissu. Ai shi teru.

6.12.10

flashback vol2

maybe i'm just scared to face the things i feel, it's easier to walk away from everything, yeah.

...falan filan işte. iTunes bana kıyak geçip Good Charlotte çalmaya başladı yarım saat kadar önce. Son albümleri Cardiology'i indirmedim, tadını kaçırmak istemiyorum The Chronicles of Life and Death'in. Good Morning Revival'ı tutmamıştım pek, Cardiology'nin de adı çok tırt geldi.

"Good Charlotte ne yaa, çocuk kitabı adı gibi!" diyip Good Charlotte'un bir çocuk kitabı adı olduğunu öğrendiğimde gruba yaptığım ilk burun kıvırışımı hatırlıyorum şu an I Just Wanna Live'i dinlerken. Ne dinlerdim yahu.
Good Morning Revival'daki Avenged Sevenfold'la yaptıkları The River ama, hakkı yenmez.

The Juliana Theory dinlerdim bi de bi ara.
From First to Last dinlerdim.
Funeral for a Friend dinlerdim. History sanırım hala dinlediğim tek şarkıları. Ha bi de Juneau var.
The Used pek tabii.
Forgive Durden'in "Beware The Jubjub Bird And Shun The Frumious Bandersnatch"e haftalarca takılışım.
Escape the Fate.
Saosin. Özellikle de You're Not Alone.
...
..
.


Hemen back to the future yapıyoruz.

Hey! Say! 7- Hey! Say! (Lovely Complex Opening Theme)
Olivia Lufkin-Starless Night
Anna Tsuchiya-Guilty (R.E.:Degenariton Ending Theme)
Lilium(Elfen Lied Opening Theme)

Modunuza göre seçip dinleyin.
İyi geceler herkese.

4.12.10

mint blend

-Bi değişiklik olsun dedim, mint blend aldım hatta bi gazla tuttum grandé aldım. Beğenmedim değil ama tam kış çayı böyle yaktı bütün boğazımı, zaten ilk beş dakika içemedim bildiğin. Bardağı ağzıma götürüyorum naneli bi buhar ağzımı yakıyo, geri koyuyorum bardağı masaya.
-Sonunda coffee mugıma kavuştum, christmas temalı hem de :D Severek kullanacağım, buna eminim :D
-Acıktığımı hissediyorum. Dün akşam çok sıkıldım diye eve gidince yiyemedim bişey, sabah da sigara böreği yedim sadece. Anneannem kayseri mantısı dökmüş, sarma sarmış, barbunya yapmış, ıspanak yapmış. Eve gidince karnım doyacak ancak ne yiyeceğime karar verirsem her şey daha güzel olucak.
-Kalabalık bir akşam beni belkiyor, ah bir de Paul Klee'yi evde unutmasaydım. Neyse, yarın okurum biter.
-MTG için makale yazmam lazım ama Philip Glass da John Cage de çok sıkıcı insanlar.  Ben bütün yazıda Hans Zimmer'dan bahsetsem veya The Beatles'dan veya PATD'den? Özay Gönlüm falan?
-Salı gününe basic design ödevi de vardır kesin. Nedir acaba? Merak ettim birden.

2.12.10

cesaret

Centrum with lutein bana müthiş bi cesaret verdi ve bu sefer, Facebook ve Google işbirliği yapıp bana kazık atmadan, kendi rısamla Facebook profiline linkimi koydum.
Ha sor bi kaç kişi tıklıcak da okuycak.
İhtimalin gerginliği bile yeter.

Bu şarkı benden okuyanlara gelsin: İbrahim Tatlıses-Kara Üzüm Habbesi
(Şaka şaka, Hans Zimmer-Hello Beastie gelsin)
(O da şaka, Atiye-Salla gelsin)

1.12.10

vaytamin

Geriden bıraktığım 3 gün bana şunu hatırlattı: Git ve vitamin al! Ben de gittim ve aldım. Bir tane kesmedi, 2 tane aldım hatta. Eczacının İTÜ'de okuyuyan kızı varmış, adam ona da bu vitaminlerden veriyomuş, yalansa bile güzel salladı, beni ikna etti bir anlığına. Memnun kalmazsan getir, gelir alırım dedi. İşporta vitamini sanki. Ama yine de sağol sevgili eczacı amca♥

23.11.10

bir zibakarcali&serayozdemir twit trafiği-2

-daaaarrrrrkkk çeriiiiii mokaaaaaaaaaaaaav(melodili aslında bu, isteyenlere söylerim bi ara) 
+dark cherry mocha starbucks'ın çıkardığı ve çıkarabileceği en kötü içecek sanırım. ailecek bunu düşünüyoruz.
-niye be, şu anda favori listemin ikinci sırasında?
+bence onu içmek insanın kendine yapacağı büyük bir kötülük, bir gün yanlışlıkla onu verdiler starbucksın içine kustum falan. 
-yanlışlıkla? nası yaaa, ben üç gündür onu içiyorum böyle keyifnen.
+evet yanlış içecek verdiler de böyle acılar çektim. ben tek yudumda bıraktım, annem ve babam da deneyip nefret etti.
-yazık abi size.


hayatımızın kısa özeti. 

21.11.10

bir zibakarcali&serayozdemir twit trafiği

-koskoca tesisde bi starbucks bi özsüt bi de tostçu açık. starbucksta da the last shadow puppets çalıyo. warmth <3
+ilk defa the last shadow puppets çalan starbucks duyuyorum. bilimum jazz cdleri toplatıldı mı ki türkiye'den?
-ben de anlamadım abi. bi baktım in my room çalıyo. susurlukta hem de.

şerefine dude, dark cherry mocha :D

18.11.10

istanbul :X

merhaba, ben istanbulu özleyen ama istanbula gidince de şikayetlenmesi bitmeyen insan. izmirdeki yatağımı, annemin yemeklerini, babamın sıkıldığım zamanki eğlendirme çabalarını da istanbula götürürsek bence her şey çok net bir şekilde iyi olacak. yatağım rahat değil ve bu konudan çok rahatsızım ben, evet. izmir düz bi de. yokuş yok. abbasağa yokuşları taştan, evet, taştan ve yorucu. izmir güzel, dümdüz. en yokuş yer okulların önündeki yavaşlama kasisleri. severek yaşıyorum izmirde ama bir otobüsle gidebileceğim bir istiklalin ya da istinyenin eksikliğini duyuyorum. babam bi akrabaya "çok çabuk alıştı istanbula çooook, istanbuldan bahsederken bizim ora diye bahsediyo" dedi benim için. öyle yani. i<3istanbul. cumartesi gecesini iple çekiyore.

15.11.10

flashback

ufak bi flashback yaptım ve ilk postuma geri döndüm. üniversiteyi kazanma stresimi yansıtmayı amaçlamışım, çok da bi yansıtmamışım ama üniversiteyi kazanmışım. iki aylık üniversiteliyim, evet. belirtmek istedim sadece. anne kahvaltısı yapıcam birazdan. boyoz da var ki, waka waka ee ee :D

sumairu sumariu :D

smile adsle geçmişiz, kafayı yiyodum niye giremiyorum ben nete diye bugün. mis gibi 8mbit bağlanıyoruz. dsmart da almışlar, daha bağlanmamış ama. ne yani ben istanbulda internetsiz, televizyonsuz; bu resmen nispettir bana. isyan ediyorum sayın seyirciler.

14.11.10

ev :D

eve döndüm. her şey süper, internet de var. AMA STARBUCKS YOK ABİ YAKINLARDA, eksikliğini çok hissediyorum. Hadi dün cafe loungeda chocolate frappe içtim çok şeetmedim de, pazar günleri bu saatlerde bünyem white chocolate mocha istiyo bariz bir şekilde. ege park yolu gözüktü bana. starbucks beşiktaş, kalbimdesin<3

11.11.10

fairy tail-code geass: lotr

Fairy Tail'e başladım geçen hafta. Dün de okulun internetinin hızı aklımı çeldi 17 bölüm indirdim, oturdum okudum evde. Güzel seri, mageler, spelller, hoş ve karizmatik hatunlar falan (Mirajane-sama, Erza-sama :D). Ama tabiki de bunlar benim Natsu'dan Naruto aurası aldığım gerçeğini değiştirmez ya da Lucy'nin vücut oranlarını Nami'ninkine benzettiğim gerçeğini. Happy'den de pek hoşlanmadım, yani genel manada protogonistleri geçtim. Fairy Tail guildinin en sevdiğim üç elemanı: Mirajane-sama, Erza the Titanian ve Gray (the Exhibitionist :D).

(Bu arada yazdıklarımı okuyunca hatunlardan çok bahsetmişim ama manga okurken sadece hatunlara dikkat ediyorum, tabii yaoi okumuyosam ya da shounen-ai :D)

Ama şimdi gel de hatunlara dikkat etme. Code Geass: Lelouch of the Rebellion daha yeni başladığım ancak etrafta "Liloooyyyyççç" ya da "Kellııın" diye dolaşmama sebep olmakta. Evet abi, ben Code Geass'daki bütün hatunlara hastayım. Milly olsun, Kallen olsun, Euphemia olsun... Daha şimdilik bu kadarlar ama emininm gelecek on yüz bin milyon bölümde sayıları artacak :D

I like Kallen-style girls. Masküler hatun stilini seviyorum. Hep öyle olmak istemişimdir ama olmuyo işte, anime karakteri olunca güzel o iş. Erza, Kallen, Jo, Temari... Kız masküler, erkek feminenken iyi. Ukeler iyi. I like uke. Do you know uke?

9.11.10

i go pop :D

tracklistinge baktıkça aptal aptal sırıtmaktan alamıyorum kendimi. 

album crisis

Yahu alternative2punk'ı şöyle bir ziyaret ettim, iki aylık uploadlara bir baktım. Gözüm korktu ya. Hangi birini hangi ara indiricem? Albüm mü indireyim anime mi? Anime indirirsem ne indireyim? Albüm indirirsem hangilerini önce indireyim? Kronolojik sırayla mı gideyim yoksa zevklerimi mi takip edeyim? Napsam napsam?

8.11.10

starbucks abi part 2.

Her allahın günü burdayım, ki bir aydan fazla bir süre demek bu. Cafe Latte bardağımın üstünde Sima Hn. yazıyo. İsyan ediyorum artık. Olmamış.

7.11.10

starbucks abi.

Saatlerdir Starbucks'ta oturmuş ceviz üzerinde çalışıyoruz Seray'la. Çalışma dediğim de, önce Seray'ın normalden ufak SD kartını benim laptopa sokup çıkaramamanın verdiği yaratıcılıkla uçlu kalemleri chopsticks misali kullanarak çıkadım. Akabindae Seray'ın SD kartı kendi laptopuna da olmadı. Olmadı yani.Ha bi de hala SD kartının ufak olmadığını idda ediyo bak. 
                                                  
             bu da günün anlam ve önemi olan ceviz işte.

6.11.10

lavabo tıkacı

Itachi Keskin.
Ceren'in kedisi mutfak fetişisti bildiğin. Abi bu ne ya?

olmamış abi.

2 gündür o kadar çok olmamış dedik ki, cidden hiç bişey olmamış gibime gelmeye başladı. Olmamış cidden hiç bişey, uykusuzluktan başka hiç bi kazancım da yok zaten. Olmamış abi.
Ama alçı maketim oldu lan. O oldu bak.

16.10.10

en duygulusundan bir "yeter"

Bir ay bile olmadı okul açılalı ama resmenbıktım."İki milimden nolcak salla gitsin" zamanlarından, "Lanet olsun, yarım milim kaymış" zamanlarına yaptığım süpersonik geçişin bende yarattığı baş ağrısı, mide bulanıtısı ve uykulu uykusuzluğa el titremelerim eklenince bıkmışlık kendini göstermeye başladı iyice. Anneme de şikayetlendim bugün, dün de babama şikayetlenmiştim. Napabilirlerse artık.

En rahat anlarım anime izlediğim anlarım. K-On ya da Keion mesela. İzlememek için inat ettiğim aylar sonucu bir sıkıntıyla başlayıp elimdeki bölümleri yutarcasına izlediğim bir anime. Hastasıyım Akiyama Mio'nun ben. Yui'nin yemek yeme alışkanlığında kendimi buluyorum bir de. 

Üstü vişne jöleli muhallebi yedim. Yemek de pek güzeldi. Koltuk da rahat. Bugünlük keyif süper. Ya yarın? Dane nedir ya, dane!? Biri bana mimari tasarıma giriş adlı dersle bir daneyi bağdaştırsın. Bunu da beğenmeyecekler zaten. Niye bijoloji yazmadım diye soruyorum kendime veya işletme veya filoloji. Yata yata okurdum. Böyle işte bu, üçüncü haftasından gıcık olduğum bir meslekle ömür geçiricem. Esra Erol'a gitmeli. Yakın da ha aslında... Gitsem mi?